REKLAM
Mustafa Kemal Atatürk, uzun yıllar süren savaşlar, yoğun devlet işleri ve yıpratıcı çalışma temposu nedeniyle zamanla sağlığını kaybetmeye başlamıştır. 1937 yılından itibaren Atatürk’te çeşitli belirtiler görülmüş; yorgunluk, şişlik ve ağrılar üzerine yapılan muayeneler sonunda kendisine siroz hastalığı teşhisi konulmuştur. Bu hastalık, karaciğerin görevini yerine getirememesine yol açan ciddi bir rahatsızlıktır.
1938 yılının başlarından itibaren Atatürk’ün sağlık durumu giderek kötüleşmiştir. Doktorları tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda özel bir tedavi süreci uygulanmış, yurt dışından uzman hekimler getirilmiş ve Atatürk’e çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Ancak hastalık, o dönemin tıbbi imkânlarıyla tamamen durdurulamayacak kadar ilerlemişti.
Atatürk’ün durumu özellikle Ekim ve Kasım aylarında ağırlaşmış, zaman zaman bilinç kayıpları yaşamaya başlamıştır. Doktorlar, devlet yetkililerine durumun ciddiyetini bildirmiştir. 10 Kasım 1938 Perşembe günü, sabah saatlerinde Atatürk’ün genel durumu iyice kötüleşmiştir. Saat 09.05’te Dolmabahçe Sarayı’ndaki 71 numaralı odasında hayata gözlerini yummuştur.
Atatürk’ün ölümü tüm Türkiye’de büyük bir üzüntüye yol açmıştır. Vefatının ardından ülkede ulusal yas ilan edilmiş, bayraklar yarıya indirilmiş ve milyonlarca insan cenaze törenine katılmıştır. Atatürk’ün naaşı önce Ankara Etnografya Müzesi’nde geçici olarak defnedilmiş, daha sonra 10 Kasım 1953’te kendi anıt mezarı olan Anıtkabir’e taşınmıştır.
Atatürk’ün ölümü, sadece Türk milleti için değil, dünya için de önemli bir kayıptır. Birçok ülke onun anısına saygı duruşunda bulunmuş, gazetelerde Atatürk’ün liderliğini ve barışçı kişiliğini öven yazılar yayımlanmıştır. Bugün de her 10 Kasım’da, Atatürk’ün vefat ettiği saat olan 09.05’te, Türkiye’nin dört bir yanında saygı duruşunda bulunularak onun hatırası yaşatılmaktadır.